30 Haziran 2010 Çarşamba

Karanlığın Aynasında


Bir kadın gecenin köründe acile gelir. Orhan o gece acilde nöbetçidir. Kadındaki belirtiler,
panik atak olduğu yönündedir. Kadın panik atak çarpıntısı yaşarken, Orhan da aşk çarpıntısı yaşar. Kadının yaşantısına girdikçe sırlarla dolu bir yaşam çıkar karşısına.
Göğsünün üzerinde akrep dövmesi olan bu kadın, aklını başından alır.
Ama bir gün ortadan yok olur. Ve durum da karmaşıklaşır.

Sonuna kadar gayet akıcı giderken final bir acayip olmuş!

8 Haziran 2010 Salı

Mutluluk


Louise Hay'in daha önce Düşünce gücüyle tedavi kitabını okumuştum. Hastalıkların psikolojik kökenleri olduğunu ileri sürer kendisi. Boğaz ağrısının kendini ifade etmekle ilgili sorunlardan kaynaklanması gibi...
Bu kitabında ise kendimizi şifalandırmak için çeşitli saptamalar ve onaylamalar bulunuyor.
"İçinde bulunduğumuz durumuz biz yaratıyoruz. Bundan dolayı başkasını suçlarsak kendi gücümüzü tüketiriz. Bizim üzerimizde kimsenin, hiçbir yerin veya şeyin gücü yok. Düşünceleriyle herşeyi yaratan biziz."

"Öfke bir savunma mekanizmasıdır. Korktuğunuz için savunmaya geçersiniz."

"Kendimizi sevmek için mükemmel olmayı beklersek yaşamlarımızı ziyan etmiş oluruz. Şimdi ve burada zaten mükemmeliz."

"Hayatınızı dışarıdan değiştirmek yerine onu içeriden değiştirmelisiniz.Değişmek istediğiniz anda evren size yardım eder. Size ihtiyacınız olan her şeyi evren verir.

"Çocuklar biz ne yaparsak onu yaparlar. Neden kendinizi sevmiyorsunuz?
O zaman çocuklarınıza harika bir örnek olacaksınız."

"Söylediğinizi kulağınız duysun.Gerçekleşmesini istemediğiniz şeyi söylemeyin."

"Şu anda hayatınızda ne olursa olsun, ne kadar zorluk yaşanırsa yaşansın önemli değildir. Bilmeniz gereken varlığınızın en özünde güvende ve tam olduğunuzdur."

"Yargıladığınızda ve eleştirdiğinizde, bunların size döneceğini bilin."

"Kendimizi eleştirmemeyi başarabildiğimizde ,başkalarını da eleştirmeyeceğiz."

"Nereye giderseniz, gidin kiminle karşılaşırsanız karşılaşın, asıl istediğiniz kendi sevginizdir."

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Küçük Arı

Hiç tanımadığınız birinin yaşamı buna bağlı olsa, bir parmağınızı feda eder misiniz? Ya da hayatınızdaki insan, birinin hayatta kalması için bunu yapamadıysa, ona karşı neler hissedersiniz?
Nijerya'da plajda yaşanan hiç unutulmayacak bir gün ve değişen hayatlar... Nijeryalı Küçük Arı'nın İngiltere'ye gelişi ve iki yıl göçmen kampında yaşadıkları... Tahmin bile edemeyeceğiniz yaşamlar...

" Siz çocukken buzdolabı ve bulaşık makinesinin arasına girer, yeşil yılanlar ve maymunlarla dolu bir ormanda olduğunuzu hayal edersiniz, biz ise yeşil yılanlar ve maymunlarla dolu bir ormanda buzdolabı ve bulaşık makinemiz olduğunu..."

21 Nisan 2010 Çarşamba

Miyase'nin Kuzuları


Hayvanlar üzerinden anlatılan bir toplumun yansıması.
Çağdaş bir George Orwell yorumu gibi.
" En şişman vardır, en uzun vardır, ama hiç kimse en akıllı değildir."

"Kendimizi kavrayamazsak kendimizi yiyoruz, birbirimizi kavrayamazsak birbirimizi..."
"Hayvanların bu dünyayı bizim kadar anlayamadıklarını düşünürüz, peki biz olup bitenin ne kadarını anlıyoruz? Anladığımızı sanıyoruz, anlamaya çalışıyoruz, ama ne kadar anlıyoruz?"

"Beklenmedik şeyler, en çok onu beklemeyenleri etkiler."

"..kanılar kanıt değildir."

"Aşk iki kişilik bir iştir, ama eziyeti tek başına çekilir. Aşk kalpte başlar, ancak akılda sürmelidir. Aşka akıl el vermezse aşkın ateşi kaybolur. Sevmeye başlamak yürek işidir. Ama sevmeyi sürdürmek akıl ister."

"Psikologlar aşktan anlamazlar, aşıkların niçin aşık olduklarını, aşkın altındaki düşünceleri bulup aşkı öldürürler. Bu yüzden aşıklar filozoflara gitmeliler. Sadece aşık olamayanlar, niçin aşık olamadıklarını öğrenmek için psikologlara gitmeli."

"Ateşi ateşle yakmak gibi, öfkeyi öfkeyle mi söndürmeli?"

"En altta üstü örtülü halde korkularımız vardır içimizde. Korkular, yukarıya, yeryüzüne ve yüzümüze öfke halinde çıkar gürültüyle. Öfke duygusu doğaldır, öfkeyi ifade şeklimiz dert açar başımıza. Öfkemizi düzgün ifade etmeyi öğrenebiliriz sonuçta."

"Hiçbir kuyu ipinizden daha derin değildir."

"Öfke kusmak bir hazımsızlık işareti. Kustuğunuz öfkeyi bir daha yiyemezsiniz çünkü."

16 Mart 2010 Salı

Muz Sesleri

Bir Ortadoğu hikayesi... Beyrut manzaralı.

"Her ilişkinin gizli bir mezarlığı vardır. Sakın o mezarlığı tek başına ziyaret etme. Ne olursa olsun yanındaki adamı da sürükle. Yoksa bir gün o mezarlıkta yalnız kalırsın.

" Sakın bir eve sığacağım diye bükme kendini."

"Bir insan bir insanda başka bir hayatın kapısını görünce aşık olur."

" İnsan yarası yarasına denk geleni seviyor demek ki."

"Bu topraklar böyledir benim güzel Filipinam, hatıraları unutmak üzerinedir.Herkes kendi günahını unutur, ama kimse alacağı intikamı unutmaz."

"Beyrut'a hoş geldin Debra! Burada akşam bıraktığın hiçbir şeyi sabaha aynı bulamazsın."

"Batılı akıl, sorunun parçalarını ayrıştırmak eğilimindedir. Doğulular çözüm için düşünmez." Batılılar çözüm için düşünür. Doğulular için hayat çözülecek değil, daha ziyade seyrine bakılacak bir şeydir."

"Kadında zaman geçmez. Sakın iyileşmek için zamana güvenme"

"Savaş korkak bir erkeğin en iyi saklanacağı sistir"

"Onlar savaş bitse bile kadınları savaşır gibi sevecekler. Ganimetleri gibi. Ele geçirildikten sonra ancak yağmalayabildikleri."

"Bu toprakta kadınlar bu yüzden mutsuz. Çünkü her gün yağmalanıyorlar ve kendilerini korumak için her gün sertleşiyorlar."


20 Ocak 2010 Çarşamba

İnanç Sokağı'nda Ayışığı

İran’da bir Yahudi gettosu… Ve kadından kadına geçen genetik bir kaçma dürtüsü… Büyükannesi olan hahamın karısı kaçmıştır ilk olarak.. Melek Roksanna ise her gece düşlerinde kaçmaktadır. Sabahları da yatağında gezdiği yerlerden tüyler bulmaktadır. Gina B. Nahai’nin çağdaş bir 1001 gece masalı tadında yazdığı roman, bambaşka bir atmosferin büyülü kadınlarını anlatıyor.

Benim özetim: Roksanna lanetli diye etiketlenmiş bir kız çocuğudur. Annesi bile ondan kurtulmaya çalışmıştır zamanında. Çatıdan itmeye kalkarak. Bu durumda o bile inanır lanetli olduğuna... Hep göçebe bir ruh olarak yaşar, evlendiğinde de duramaz yerinde, çünkü oraya ait değildir, çocuğu bile onu bağlayamaz olduğu yere... Final ise düşündürücü. Çocuklar ne düşünür kendini terkeden anneler hakkında, anneler ne düşünür, terkedebildikleri çocuklar hakkında? Yeterince sevmemişler midir yoksa?

"Bazı insanlar sürgünün içine doğuyor. Hİçbir yere gitmeseler bile sürgünü yanlarında taşıyorlar."

"Başlangıçta birçok seçenek vardı ve ben yazgımın belli olduğuna inanarak hepsini harcadım."

15 Ocak 2010 Cuma

SEN VE BEN

Kitap biraz deneme kıvamında...
İşte şimdilik altını çizdiklerim:

"Eğer kalabalıktaysan ama yalnızsan, herkese çok yakınsan ama bir o kadar da uzak, gülümsüyorsan içinde derin, buruk bir boşluk varken. Yapacak çok şeyin varsa fakat hepsini yapacak kadar vaktin olmadığını düşündüğünden her şeyi yarım bırakıyorsan... Ben de senin gibiyim, belki de seninle duruyorum, yanında ya da yanında hissedeceğin bir yerde. Şİmdi sana beni anlatacağım ya da bendeki seni..."

"En önemli varlığının sen olduğunu öğrenmek zorundasın. Ne pofuduk koltuğun , ne bilgisayarın, ne de başka bir şey. Bunları kaybetmeyi göze alamadığın sürece asla gerçek seni yaşayamayacaksın."

"Geçmişine bir bak. Seni o kahreden acıların, üzüntülerin hangilerinin buna değdiğini düşünüyorsun? Gördün mü bak..."

"Hayatındaki hiçbir şey sen değişmeden değişmeyecek."

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...